Site İçi Arama
Ana Menü
Ana Sayfa
Atatürk Köşesi
Hakkımızda
Neden Zengile?
İletişim İçin
Tüm İçeriği Göster

Güzelsu
Haberler
Duyurular
Resim Galerisi
Tarihi
Konumu
Yöreden Yerler
Güzelsudan İnsanlar
Soyağacı ve Secere
Muhtarlık
Tarihten Bir Yaprak
Sanatsal Eserler
Kültürü
Florası

Akseki
Komşularımız

Arama Yap
Linkler
Aydınlanmanın sıra neferi "Akseki" Yazdır E-mail
Okuyucu Oylama: / 39
Kötüİyi 
NOT: Aşağıdaki yazı Oktay Ekinci'nin Cumhuriyet Gazetesi'nde yayınlanan "Uygarlıkların İzinde" adlı köşesinde 16 Ekim 1997'de yayınlanmıştır.

Cumhuriyete kanat geren ilçelerden Akseki, yıllardır yazgısıyla baş başa

Aydınlanmanın 'sıra neferi' Akseki

Akseki Evleri     Cumhuriyetin ilanından bir yıl kadar sonra Atatürk Rize'dedir. 18 Eylül 1924 günü kentten ayrılmak üzereyken din adamlarından oluşan bir grup, "kapatılan medreselerin yeniden açılmasını" isteyen bir dilekçe verirler. Gazipaşa'mn yanıtı şöyle olur:

     "Siz mektep (okul) istemiyorsunuz. Halbuki millet onu istiyor. Bırakınız artık bu zavallı millet, bu memleket evlatları yetişsin! Medreseler açılmayacaktır. Millete mektep lazımdır!.."

     Cumhuriyet gazetesinin armağan ettiği kitaplar arasındaki, Tarık Zafer Tunaya'nın"Devrim Hareketleri İçinde Atatürkçülük" adlı yapıtı bu anıyla başlıyor. Kitabı okudukça gözümün önüne, geçen ağustos (1997) ayında ziya­et ettiğimiz Akseki geliyor. Daha doğrusu, meydandaki çay bahçesinde oturup söyleştiğimiz "Aksekililer" ve onların anlattıkları. Örneğin 65 yaşındaki Ali Köse'nin şu sözleri:

     "Cumhuriyet'in kuruluşunda Akseki halkı Atatürk'e büyük destek verdi. O öldükten bu yana da hangi hükümet gelirse gelsin aramız iyi değil. 5 yatılı okulumuz var, hepsini biz yaptık; matematik öğretmeni hâlâ yok. Galiba bizim okumamızı istemiyorlar. Biz okul yaptıkça öğretmen göndermiyorlar™"

     Nüfusu 10 bini bile geçmeyen bir ilçede tam 5 yatılı okul var ve tümünü "kendileri" yapmışlar!.. Yaklaşık "2000 öğrenci" okuyor; öğretmen sıkıntısı çekiyorlar... Peki acaba Akseki, Anadolu'nun uçsuz bucaksız bir yerinde, yolu izi olmayan bir ücra köşesinde mi?.. Hayır. Antalya'ya 160 km ve bu zengin turizm ilinin bir ilçesi. Antalya-Konya yolu üzerinde ve üstelik Anadolu'yu Akdeniz Bölgesi'ne bağlayan ana ulaşım yolunun kenarında...

     Manavgat'ı Alanya'ya doğru biraz geçtikten sonra Karacalar köyünden kuzeye ayrılan yeni yapılmış geniş bir yola giriyorsunuz; yaklaşık yarim saat sonra, Toros Dağlan'nın zümrüt yeşili yaylalarıyla kucaklaşan Asar Dağı'nın yamacına kurulmuş Akseki'ye ulaşıyorsunuz.

     Bu yol, aynı zamanda tarihi İpek Yolunun da önemli kollarından biri. Antik Melas ırmağının kaynağına yakın bir yerde, "Marulye" ya da "Marula" adıyla Roma çağından beri var olan Akseki, "medrese yerine okula önem verdiği için" 20. yüzyılı "mahrumiyet" içinde geçiriyor. Yine büyük oranda kendi katkılarıyla kentlerine kazandırdıkları "tamteşekküllü" hastanelerine bile "kadro verilmediği" için yeterli doktor ve hemşire gelmiyor.

     Ne var ki Akseki, bir yandan Türkiye'nin "en büyük" 3. Atatürk heykelinden biri şehrin her yerinden görünen yüksek bir ka­yalığın üzerine koyarak "tavrını sürdürürken" öbür yandan da tam "25 bin kitabın" bulunduğu Yeğen Mehmet Paşa Kütüphanesi ile gurur duyuyor. Kuruluşu 1723'e dek uzanan tarihi bir "halk kütüphanesindeki'' sayılan 320'yibulan "el yazması" kitapları da Anadolu'nun küçük bir kasaba­sında görmek isterseniz, Akdeniz Bölgesi'ne gittiğinizde deniz kıyısı yerine "dağlara çıkarak" Aksekiye uğramanız yetiyor.

     Antalya Mimarlar Odası'nın, Isparta'daki Süleyman Demirel Üniversitesi mimarlık öğrencileri için düzenlediği yaz okulunu da görmek üzere Akseki'ye gittiğimizde, Belediye Başkam OsmanAkseki Evleri S. Çelikel'i kentin girişindeki çam fidanlarını incelerken bulmuştuk. Fidanlar tuttuğu için başkanın se­vincine de ortak olmuş, sonra hep birlikte kenti gezerek şaşırtıcı bilgiler almıştık.

     Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde Manavgat 1000 kişilik bir köy­en (şimdi 80 bin), Akseki'nin nüfusu 12 bine kadar çıkıyormuş. Yakın yıllara kadar da Manavgat'tan ve birçok çevre kentten buraya öğrenciler gelir, okullarda yer bile kalmadığı olurmuş.

     Zamanla İbradı ve Gündoğmuş'un ilçe olmasıyla bazı köyleride kendisinden ayıran Akseki, okuma yazma oranı yıllardır "yüzde 100" olan, ama hayvancılık ve tarıma dayalı ekonomisi giderek zayıfladığı için "sürekli göç veren" bir kasaba olarak kalmış.

     Akseki’nin Cumhuriyetin kuruluşuna olan coşkulu katılımında da, özellikle "laik din eğitimine" verdiği desteği de şu günlerde anımsamak çok anlamlı olacak.

     Örneğin 1887'de Akseki'ye bağlı GÜZELSU köyünde doğan yazar ve düşünür Ahmet Hamdi Akseki, istanbul işgal altındayken buradaki medrese hocalığını bırakıp Anadolu'ya geçerek Kuvayı Milliye'ye katılan yurtsever bir din adamı. Ahmet Hamdi Bey, cumhuriyet döneminde diyanet işlerini düzenlemeye hizmet ettikten sonra 1947'den ölümüne (1951) kadar da "Diyanet İşleri Başkanlığını yürütüyor.

     Benzer şekilde, yine Aksekili hukukçulardan Ali Hikmet Berki, Osmanlı döneminde "kadılık" yaptıktan sonra cumhuriyetin yeni hukuksal yapılanmasında görev alıyor ve 1933'ten itibaren de "Temyiz Mahkemesi Başkanı" oluyor.

     27 Mayıs (1960) Devrimi'ni izleyen ilk yıllarda da Türkiye'nin laikliğe bağlı Diyanet İşleri Başkam olarak yine bir Aksekili'yi görüyoruz: Süleymaniye Medresesi'nden yetişen Hasan Hüsnü Erdem...

     İşte, cumhuriyete böylesine kanat geren Akseki'nin Çanakkale Savaşı'nda da "en çok şehit veren" ve çok sayıda gazisi olan bir ilçe olduğunu öğrenince doğrusu artık şaşırmıyoruz. Gelibolu'da savaşan ve yaşamlarını yitiren Aksekililer'le ilgili tüm kayıtların ve defterlerin kent kütüphanesinde titizlikle saklanması da bu aydın kasabadaki "tarih bilincinin” belgeleri.

Yamaçların tarihi, ovayı da korumalı...

     Akseki'nin "derin tarihinde" ilginç bir söylence var. Roma döneminde Manila'nın (Akseki) çevresindeki büyük ormanların "Kleopatra'ya armağan edilmek üzere" kesildikleri, aslında tarihsel belgelerde de yazıyor. VII. yüzyılda Araplar'dan kaçan "Türkmenler" bu bölgeye yerleşmiş. VIII. yüzyılda Selçuklu ege­menliği yaşanmış. Karamanoğulları ve İl­hanlı beylikleri de kente damgasını vurduktan sonra II. Mehmet döneminde Akseki, artık bir Osmanlı kazası olmuş, ilerleyen yüzyıllarda da "Kıbrıs'a" bağlı bir statü içinde yaşamış.

     Böylesi canlı bir geçmişin hemen tüm dönemlerine ait tarihsel kalıntılar da hem Akseki'de hem de çevre yerleşmelerde var. Örneğin Bademli, Cevizli, Ormana, Unulla, Gödene (Gotenna), Minareli, Sinanhoca, Mahmutlu, Güzelsu... Hemen tümü tarihe tanıklık eden köyler. Cevizli.'de olduğu gibi çoğunda da Roma ve Yunan dönemlerine ait kuleler ve kalelerden izler var. Igval (Etenna), Gödene ve Ormana, antik çağda ortak limanları Side olan 3 kent devleti olarak da kayıtlarda yer alıyor... Osmanlı'dan cumhuriyete taşman kül­türel mirasın en zengin örnekleri ise hiç kuşkusuz geleneksel evler ve konaklar. Aksekililer, bu evlere "Horasan evler" diyorlar. Bağdadi ağaçların arasına doldurulan çakıl taşlan killi toprakla sıvanıyor ve duvarlar "hatıllama" denen yöntemle bağlanarak "depreme meydan okuyan" bir mimari yaratılıyor. Nitekim 1950'lerdeki o korkunç depremde bile evlerden sadece bir "çatırtı" geliyor, ama hiçbirisi yıkılmıyor ve hatta onarılmaz ölçüde çatlamıyor 118 yıllık Akseki Belediyesi'nin eski meclis üyelerinden ve yapı ustası Ali Köse, kentte hâlâ ayakta olan "kazıklı duvarlı" geleneksel evlerin yüzyıllara dayalı "yapım standardım" ise şöyle anlatıyor: "Bir ölçü hatıllama (45 cm) pencere altında, bir hatıllama da pencere üstünde var. Pencere boşluğu 3 hatıllamadır, kapı yüksekliği de 4 hatıllamadır..,"

     Bu şaşmaz ölçüler içinde hatıllarda sedir (katran), çatılarda da esnekliğiyle yükü aldığı için köknar kullanılır. Kiremit altına ise yine köknardan keserle yontulan "yonga" serilir...

     Ali Usta'nın dayıları da ustaymış ve eski Rum ustaların "maharetlerini" anlatırlarmış. Örneğin, Akseki'yi hâlâ zarif çizgileri ve görkemli mimarileriyle süsleyen "Akev" Zilalce Evi, "Boyahev" gibi konaklar da şimdi artık "efsane" olan o eski ustaların eserleri. Hele Akev'in kubbeli, göbekli tavanları "mimarinin şiiri" dedikleri türden...

     Tarih boyunca Asar Dağı'nın "yamacında" yaşayan kentin, bundan sonra da "aynı konumda" gelişmesi ve yüksek apartmanlar yerine yine bu yamaçlara kurulacak "yöresel dokuya uyumlu" bir ya­pılaşmayı sürdürmesi mümkün. Ne var ki bunu tercih etmek yerine aşağıdaki "ovaya" doğru yayılan ve kenti tarihten bu yana besleyen tarım alanları üze­rinde yükselen "blokları" planlamak, Akseki'nin "uygarlık bilincine" pek yakış­mıyor. Nitekim Başkan Çelikel de "bu yanlısın sürmeyeceğim" belirterek kentin özgün dokusunu yaşatacak bir "koruma planlaması" için mimarlardan yardım istiyor... Umarım, Antalya Koruma Kurulu da bu çağrıya artık kulak verir ve yıllardır devletin ilgisini bekleyen Akseki'yi, hemen gündemine alarak "kentsel koruma" sürecini başlatacak planlama kararlarım daha fazla geciktirmez.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

 
Rastgele Resim
Oturum Açma Formu
Kullanıcı adım buydu

Şifremde şuydu

Beni hatırla ki bu bilgisayardan giren başkaları şifremi çalabilsin
Şifreni mi unuttun? Buyur burdan yak.
Hala hesabın yok mu? Verelim bir tane en beleşinden.
Kimler Online
Şuanda 11 ziyaretçi online
İstatistikler
Üyeler: 152
Haberler: 66
WebLinkleri: 86
En Yeni 5 Üyemiz
Zengile
(2010-08-04 23:23:04)
Güzelsu
(2010-08-04 23:22:15)
tiryal
(2010-03-19 22:32:16)
tatahasan
(2009-11-03 13:10:48)
utku
(2009-09-04 22:46:21)
Falsız Kalma
Bugünkü Burcunuz

Bu sitede gezinmek için herhangi bir tarayıcı ve çözünürlük önerimiz yoktur, tamamen sizin göz zevkiniz.
Bu site her gün güncellenmez, fazla bir beklentiniz olmasın.
Bazı hakları saklıdır © ::. Zengile.net .::

::. Musa Kazım Akşen.:: & ::. Deniz Aydemir .::

.