Site İçi Arama
Ana Menü
Ana Sayfa
Atatürk Köşesi
Hakkımızda
Neden Zengile?
İletişim İçin
Tüm İçeriği Göster

Güzelsu
Haberler
Duyurular
Resim Galerisi
Tarihi
Konumu
Yöreden Yerler
Güzelsudan İnsanlar
Soyağacı ve Secere
Muhtarlık
Tarihten Bir Yaprak
Sanatsal Eserler
Kültürü
Florası

Akseki
Komşularımız

Arama Yap
Linkler
Akseki otobüsü Yazdır E-mail
Okuyucu Oylama: / 39
Kötüİyi 
İngiliz yazar Michael Pereira 1958 yılının yazında Antalya'da bir süre kaldıktan sonra, Serik-Manavgat üzerinden Akseki ve Beyşehir'e gitmek ister. Yol boyunca O'nun kaleme aldığı notları günümüzle karşılaştırdığımızda ilginç bulacağınızı sanıyoruz.

 "Sabah erkenden garaja uğrayıp, Konya'ya gitme yolunu araştırdım. Levhasında Antalya- İsparta- Konya- Ankara yazan ofisin önünde durdum. İçeriden bana bakan görevli pek tekin değildi. Nedense bana hiç güven vermedi, ama yine de içeri girip, Konya'ya otobüs olup olmadığını sordum. 'Var' dedi. Akseki üzerinden gitmek istediğimi söyleyince bana yalan söyledi 'Oradan otobüs gitmez' dedi. Ben mutlaka oradan gitmek istediğimi belirtince, ilk sözünden vazgeçip, beni ikna etmeye çalıştı, 'yol çok bozuktur, rahatsız olursunuz, görülmeye değmez" dedi. Sonunda beni kararlı görünce istemeye istemeye Konya'ya o yoldan otobüsü giden bir ofisi tarif etti. Ama yine de ben kapıdan çıkarken ikna etmek konusunda hala umudunu yitirmemişti. Onu öylece kendi halinde konuşurken bıraktım ve diğer ofisi aramaya başladım. Bana tarif edilen ofisin önüne, geldiğimde, iri yarı bir adam beni samimiyetle karşıladı, büyük bir saygıyla içeri alıp yer gösterdi, ardından kahve ve sigara ikram etti. Havadan sudan sohbet ederken, ona ne istediğimi söyledim. Şansımdan ertesi gün sabah 6'da bir otobüs varmış. Çok sevindim. Hemen bilet aldım, iyi bir iş yaptığımı düşünerek müsaade istedim ve gönül rahatlığıyla yüzmeye gittim.

     Ertesi gün sabah karalığında garajdaydım. Ofisin önünde 50'ye yakın köylü bekliyordu. Derken insana korku verecek kadar heybetli biri geldi. Bu otobüsün şoförüymüş. Kendisine otobüsün gecikip gecikmeyeceğini sordum. Bana gülerek, orada duran garip bir şey gösterdi. Bu garip şeyin bizi götürecek otobüs olduğu gerçeğini kavramam çok zaman aldı. Uçuk sarıya boyanmış garip şekilli araç, düzinelerce çocuk doğurmuş bir kadına benziyordu. Lastikleri yamalıydı. Araca biraz daha bakınca yüzümü bir gülüş kapladı. Aslında bu garip şeyle High Street boyunca zevkle dolaşırdım, ama onunla Konya'ya gitme düşüncesi dehşet vericiydi. Bu yüzden az önce heybetinden korktuğum şoföre hayranlık duymaya başladım. Gerçekten de bu araca ancak böyle bir şoför gerekirdi. Burada şoförlük insan üstü bir yetenek gerektiriyor. Sadece kötü yolları, atları,develeri, köprüleri olaysız geçmeleri bile onlara hayranlık duymanıza yeter. Şoförler bu tehlikeler için yalnızca Allah'a sığınırlar. Zaten gerçekten de Allah'tan başka yardım edebilecek kimseleri yoktur. Bu yüzden araçlarının her yanı 'Allah Korusun', 'Maşallah' gibi yazıların yanısıra Kur'an'dan ayetlerle doludur."

     Michael Pereira başlangıçta dehşet verici bulsa da sonunda başka çaresi olmadığını düşünerek, bu otobüsle Konya'ya gitmeye karar verir. Serik, Manavgat ve Akseki üzerinden Beyşehir'e ulaşır. Şimdi onun bu yolculuğu sırasında kaleme aldıklarını ana hatlarıyla sizlere aktarıyoruz:

     "Manavgat'a doğru olan iyi durumdaki yolda az önce sözünü ettiğim otobüs her yanını sarsarak, gidebildiği azami süratle ilerliyordu, saatte yaklaşık 45 km. Bir buçuk saatte Serik'e geldik. Burada 5 dakikalık bir mola verildi. Bu 5 dakikalık süre içinde gözüme ilişen tek şey, caddenin kenarında bir dükkanın önünde tereyağı yapan iki çocuktu. Bunlara tereyağı yapıyorlar demek yanlış olur daha çok gevezelik yapıyorlardı. Az sonra ustaları geldi ve onları öyle bir azarladı ki, çocuklar şu ana kadar hiçbir yerde görmediğim bir hızla çalışmaya başladılar. Bu manzara gözümün önünden uzun süre gitmedi.

     Serik'te daha fazla kalmadık, bağırış çağırış arasında tekrar yola koyulduk. Manavgat' dan birkaç km. sonra ana yoldan sola saptık ve tırmanmaya başladık. Yolumuz çam ormanlarından geçiyordu. Çok geçmeden müthiş bir manzara ortaya çıktı. Yukarılara çıktıkça manzara daha da müthiş hale geliyordu. Çiçekler, kayalıklar; akarsular 3 saat boyunca önümüzde seyrine doyum olmayan bir manzara oluşturdular. Bu üç saat boyunca yalnızca 2 köy geçtik ve hiçbir araca rastlamadık. İyice yukarılara çıkınca orman seyrekleşmeye başladı. Derken birdenbire bir minare gördüm. Buranın Akseki olduğunu söylediler.


 Akseki'de öğle yemeği için durmuştuk. Bu yüzden mola oldukça uzundu. Yemek yediğimiz lokantaysa, böyle küçük ve yüksek bir yer için oldukça lüks sayılabilirdi. Ben çarçabuk birşeyler atıştırıp, dolaşmaya çıktım. Sahile nazaran burada havanın temizliği ve tazeliği hemen dikkati çekiyordu. Bir taraftan derin derîn taze havayı solurken, bir taraftan da etrafta gördüğüm manzara olağanüstüydü. Geniş bir vadi içindeki bu manzarayı herkesin görmesini isterdim. Güneşin ışığını çeşitli tonlarda yansıtan buğday ve sebze tarlaları, evler insanın gözünde bir doygunluk hissi uyandırıyordu. Oradan geçmekte olan bir adama "bu sene mahsul iyi galiba" diye seslendim. O da sevinçle 'Çok şükür, çok şükür' diyerek başını salladı.

     Bu manzara beni öylesine değişik bir duyguya itti ki, daha önce görüntüsü korku uyandıran şoförümüz bile gözüme şirin görünmeye başladı. Tabii bunda şoförümüzün böylesine güzel ve içaçıcı bir yerde karnını doyurduktan sonra gülümsemeye başlamışının da rolü olabilir. Yalnızca şoförümüzün değil, yemekten sonra aşağı yukarı herkesin neşesi yerine geldi. Otobüse binip bir süre sonra İmrasan Geçiti'ne geldiğimizde birbiriyle konuşmayan kimse kalmamıştı. Birden sanki bütün dünya önümüzde eğildi. Hızla inişe geçtik. Durumumuz bir kartalın pikesini andırıyordu. Uzun ve kısa köknarlardan oluşan orman, çaylaklar, sincaplar hepsi gözümüzün önünden film şeridi gibi geçip gitti. Ortalıkta hiç insan ve ev yoktu. Bu muhteşem güzellikteki yer herkesten ve herşeyden uzakta olmasına rağmen, insanda coşku yaratıyordu. Bir vadiden geçerek yolumuza devam ettik. Önümüze gelincikler ve düğün çiçekleri çıktı. Bu manzara karşısında zaman zaman rüyada olup olmadığımı anlamak için kendimi kontrol etmeye çalışıyordum. Bir süre sonra nihayet küçük bir köye geldik. Buradaki kırmızı kiretimtli ahşap evler, eğilmiş çam dallarının arkasından Japon köylerindeki e.vleri andırıyordu. Küçük bir gölette yıkanan çocuklar, sağa-sola koşturarak havlayan çoban köpekleri, kazlar, ördekler içinde bulunduğum bu manzarayı tekrar görebilecek miyim diye bir duygu yaşattı bana. Sanırım yaşadığım sürece bu manzaralar gözümün önünden hiç gitmeyecek."

   Dağları ve Sahiliyle Türkiye'nin Güneyinde Bir Gezinti-Miehae! Pereira. Geofry Bjes-Londra1962.

Yorum
NOSTALJİ
Yazar m.kazım açık 2005-09-25 12:22:31
Yazıyı kaleme alan Miehael Pereira o yılları yaşayıp o yolları bilenlere bir nostalji demeti sunuyor.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

 
< Önceki
Rastgele Resim
Oturum Açma Formu
Kullanıcı adım buydu

Şifremde şuydu

Beni hatırla ki bu bilgisayardan giren başkaları şifremi çalabilsin
Şifreni mi unuttun? Buyur burdan yak.
Hala hesabın yok mu? Verelim bir tane en beleşinden.
Kimler Online
Şuanda 13 ziyaretçi online
İstatistikler
Üyeler: 152
Haberler: 66
WebLinkleri: 86
En Yeni 5 Üyemiz
Zengile
(2010-08-04 23:23:04)
Güzelsu
(2010-08-04 23:22:15)
tiryal
(2010-03-19 22:32:16)
tatahasan
(2009-11-03 13:10:48)
utku
(2009-09-04 22:46:21)
Falsız Kalma
Bugünkü Burcunuz

Bu sitede gezinmek için herhangi bir tarayıcı ve çözünürlük önerimiz yoktur, tamamen sizin göz zevkiniz.
Bu site her gün güncellenmez, fazla bir beklentiniz olmasın.
Bazı hakları saklıdır © ::. Zengile.net .::

::. Musa Kazım Akşen.:: & ::. Deniz Aydemir .::

.